OSMAN YILDIZ Kalkındırma Yazıları İçin Teşekkürlerini Sunar

İrtibat                       TIKLA!!! SENDE YAZ FİKRİNİ KÖYÜMÜZ KALKINSIN

KALKINMANIN ŞARTLARI



          Kalkınmayı üç unsurda toplamalıyız.mükemmel bir eğitim, sağlam bir maneviyat,insanı boğmayan mal. önce insanı eğitmeli sonra lisanı.düzgün bir karekterde yetişen insan .geçmişini bilen geleceğine sağlam hedefler koyan ,okuyan okuduğunu anlayan,anladığını uygulayan inandığı gibi yaşayan yaşadığı gibi inanan arada kalmamış bir toplum oluşturmak. Hedef, iyi bir insan ve iyi bir Müslüman olmaksa her şey bu hedefe ulaşmak için bir vasıta olarak kullanılır. Mal, insanı bu hedefe ulaştırdığı müddetçe faydalı, zararlı şeylere vasıta oluyorsa o zamanda da zararlıdır

          Sizler ne düşünürsünüz bilemem ama ben, bizi anlatmayan, bizi târif etmeyen, bize benzemeyen, bizim olmayan atmosferimize, eylemlerimize, söylemlerimize, kazancımıza, harcamamıza, yaşantımıza, takdir ve telakkilerimize, etkilenmemize, etkilediklerimize, etkilendiklerimize bakıyorum da, ne kadar da değişmişiz demekten kendimi alamıyorum. Çünkü, biz böyle değildik, böyle değildik biz... Köylerimizde kalanlar, büyük sitelerde oturanlar ve hatta aynı apartmanda bulunanlar birbirlerini tanımıyor, görmüyor, hasbelkader karşılaşsalar, kelamdan, meramdan vazgeçtik de, selam da yok artık. Kapı komşudaki ne ölümlerden ve ne doğumlardan haberimiz var. Hani mutlulukları paylaşmak ibâdet, acılara ortak olmak mesûliyetti. Hani çorbanın suyu fazla olacaktı da, bir tas da komşuya verilecekti. Hani taze ekmeğin kokusunun vardığı evlerin üzerimizde birinci derecede hakları vardı. Hani komşu komşunun külüne muhtaçtı. Bâkide kalan o küller, bu gün, feryatlarını hiç umursamadığımız açların ahlarıyla yağmur misâli başımıza saçılırken, Anadolu anasının nefesiyle tutuşturulan ocaklarımız, soğuktan donanlara inat saraylarda şömine oldu. Eskiden "Ateş düştüğü yeri yakar" diyenlere bencil, "Ateş çevresini de yakar" diyenlere diğergâmlığın kokusu bulaşmış, "Ateş nereye düşerse düşsün beni de yakar" diyen dertlere devâ, her türlü fedâkar ve ferâgate sezâ binlerce çile ve ıstırap adamı vardı. Zamanımızda çıra ile aranan ve fakat çok az bulunan adam gibi adamlar... Eyvâh! Biz böyle değildik, değiştik, değiştirildik biz...
          Dinimizin tavsiyelerinden, töremizin güzelliklerinden olan mezarları, akrabaları ziyaret sizlere ömür, keşke ana ve babamızı, uzaklar kimin haddine, en yakın akraba ve taallukatımızı sorabilseydik ve arayabilseydik de, üzerimize kâbus gibi çöken egoizmin öldürücü ve kahredici zehir-i zemberek atmosferine giriftar olmasaydık. Ve keşke, ittihat ve ittifakımızın hamurunda, sevgi ve kardeşliğimizin mayasında, hasret ve özlemlerimizin giderilmesinde mutlak ve muhakkak iksir olan milli birlik ve beraberliğimizi sadece bayramlara bırakmasaydık.

          Kalkınmanın yollarından önce kalkınmayı sağlayacak temel şart olan insanın kalkınmaya ne kadar hazır olduğunu incelemek gerekir.Temel unsur sevgi ve dostluk, ana öğe dürüstlük ve kardeşlik., ulaşılmak istenen gaye ise ALLAH rızası olmalıdır. Kimse kimsenin malına göz dikmemeli, kimse kimsenin hakkını yememeli ,yalancılara ve yabancılara itibar edilmeli.Ayrılıkta azap var,birlikte rahmet düstürunu prensip edinmeliyiz.Haset, dargınlık ve kırgınlık lar ortadan kalkmalı herkes sevdiğini ALLAH rızası ;verdiğini ALLAH rızası ; aldığını ALLAH rızası için yapmalı .Düşkünü ,fakiri ve muhtacı korumalı ,atalarımızın izinde yürümeli .

          Birlik ve beraberlik ruhumuzu artıracak faliyetlede bulunmalıyız.
          Mal ,dünya ve hırs peşinde değil ,yardım ve kardeşlik peşinde koşmalıyız.

          Herkes gerekli dini eğitimi, kültürel eğitimi almak için bol bol okumalı .gösteriş değil hizmet yarışında olmalı.Zaten her toplumda olduğu gibi Müslüman toplumlarda da içtimaî ve ahlakî değişme ve gelişmeler olmaktadır. Elbette bu değişmelerin çeşitli sebep ve sonuçları vardır. Bu umumi değişme esnasında dini hayatta da bazı değişmeler olduğu bir gerçektir. Esasen zaman içinde dinin kendisi de toplumsal yapıyı değiştirmede önemli bir unsur olmuştur. Dünyada meydana gelen yeni değişmelerin dini esaslara göre ve bu esasların rûhuna ters düşmeyecek tarzda gelişmesinin yolları ve çareleri aranmalıdır. Bu ise, insanların, toplumların içtimaî ihtiyaçlarına ve dini hayat modelinin çözüm getirmesi ile mümkün olabilir. ülkemizde uygulanan eğitim sisteminde rûhi ve mânevi değerlere gereken önem verilmemiş, böylece maddeye esir, mânevi zevk ve mutluluktan uzak, bahtsız bir neslin yetişmesine sebep olmuştur.Allah'a kul olma neş'esinden mahrum, yalnız menfaatini, zevkini düşünen bir yeni nesil ortaya çıkmıştır. Bu nesil önce kendi, sonra ailesi ve çevresiyle çatışmalara girmiştir. Beslenme, tarzlarının değişmesi, geleneklerin sosyal anlamını kaybetmesi, kültürel değişiklikler, arkadaşlık etme, eğlenme ve evlenme geleneklerinin ortadan kalkması, otorite boşluğunun yabancılaşma, yalnızlık, dağınıklık ve saldırganlığa yol açması geçliğimizin bunalımlarını daha da şiddetlendirmiştir.

          Bir şahsiyet düşlerim; sorunun bir parçası değil, çözümün bir parçası olan, yük olmayıp yük alan, kendini yad ve yabancı ellerde aramayıp kendini kendinde arayan ve kendini kendinde bulan, hamken yanan, pişen ve olan, olmanın sırrına erdiği için hamların elinden tutup, onların da olması için onların yerine yanmaktan çekinmeyen, kafa, yürek ve bilek, düşünce, duygu ve aksiyon dengesini varlığında gerçekleştirerek, 'muvahhid şahsiyet' olma kıvamına eren, yalnızca kafa gözüyle değil, yürek gözüyle de bakıp, onunla gören, kendini yalnız sözle değil yüzle, gözle, özle ifade edebilecek liyakate eren, vuracağı ve duracağı yeri iyi bilen, Allah'a karşı esas duruşunu ayağının altındaki topraklar kayarken dahi bozmayan bir şahsiyet.
Bir şahsiyet düşlerim; kendi kafasıyla düşünüp, kendi yüreğiyle duyan, kesrette vahdet bulan, ne dostları karşısında kapris yapan, ne düşmanları karşısında aşağılık kompleksine kapılan. Ayaklarının birini hakikatin merkezinde sabit tutarak, diğer ayağıyla tüm dünyayı, hatta tüm evreni dolaşan ve yitik hikmetleri, hakikatleri, cevheri arayıp kendine çeken bir mıknatıs gibi arayıp kendine çeken, "bizden adam olmaz" bedbinliğini alıp "çıkarsa bizden adam çıkar" bencilliğine vuran, bu iki sakat ucu da bir fiskeyle atık düşünceler fosseptiğine yuvarlayıp, adil ve mutedil olmayı bir hayat düsturu bilen bir şahsiyet.
Kalkınmasını istediğimiz köyümüzün önce manevi ve maddi yapısını iyi tahlil edip çözüm yolları üretmeliyiz.birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımızın olduğu bu günlerde her fert sağlam bir karektere sağlam bir beyine sahip olmak için herkes şapkasını önüne koyup kendisine kendisine şu sualleri sorup ; hangi millete,hangi dine,hangi kültüre sahibim ve bu kültürlerin ne kadar içindeyim diye kendisini sorguya çekmeli.
          

          DEĞERLİ KARDEŞLERİM…

YÜCE MEVLAM BİRLİK VE BERABELİK RUHU İÇİNDE HEP BERABER KALKINMAYI ;TİTREYİP KENDİMİZE GELMEYİ NASİP ETSİN.(Amin)

Erhan AKBAŞ